29 Haziran 2011 Çarşamba

Özgür Köleler

Elma nedir?
Hiç elma görmemiş birine bunu anlatmak çok zordur.
Hiç meyve görmemiş birine bunu anlatmak daha da zordur.
Elmayı elma yapan şey diğer bütün şeylerden onun farkıdır, farklılıklarıdır.
Ama bizler tariflerimizi bu farklılıkları dile getirmeden kestirmeden yaparız.
Örneğin elma, armut olmayandır, ütü olmayandır, x olmayandır demeyiz.
Eğer sorucu hiç meyve görmemiş ise elmayı önce bitki katogorisine sokarız.
Ki bitkinin de ne olması gerektiğini bilmelidir.
Eğer meyve gördü ise meyve katagorosine sokarız.
Aslında bunun en kolay ve kestirme yolu sorucuya bir elma verip tattırmaktır.

Elmayı elma yapan elmanın diğer herşeyden farklarıdır demiştik.
Peki iki elmayı birbirinden farklı yapan nedir?
Rengi, şekli, ağırlığı... ve belkide tadı..
Atom sayılarına varıncaya kadar birbirinin aynısı olan iki elma üretilebilir mi?Belki..
Peki bunların arasında bir fark varmıdır?Elbette vardır.
Çünkü ikiside birbirlerinin içine geçmedikleri sürece evrende farklı yerler işgal ederler.
Dolayısı ile yukarıda saydığım bir çok özellik yanında bizim "iki elma" dememize sebep elmaların farklı konumlarıdır.

Şimdi elmayı unutmayarak atomların arasına girelim.
Bir oksijen atomu ile diğer oksijen atomu birbirinin aynısı mıdır?
Eğer iki atomdam bahsediyorsak değildir.Çünkü uzayda farklı yerler işgal ediyorlar.
Peki bulundukları konumu muhafaza ediyorlar mı? Kesinlikle hayır.
İşte atomların bulundukları konumlarını değiştirmesinden bizim bugün isimlendirdiğimiz ve hatta isimlendiremediğimiz nesneler, kısacası elma, bizler,herşey...evren oluşmuş ve oluşuyor.

Yine elmayı unutmayarak bir atomun içine girelim.
Yalnız atomun içindeki işler-işlerlikler, dışında olanlara nazaran biraz farklı.
Yani bir elma durup dururken ortadan kaybolmuyor ama atomu oluşturan parçacıklar durup dururken ortadan kaybolabiliyor.
Fakat şöyle bir denge var:ortadan kaybolan parçacık yerine bir başka parçacık ortaya çıkıyor.
Bu enerjinin korunumu yasasını oluşturuyor.
Bir başka parçacık diyorum, çünkü ortadan kaybolan ve ortaya çıkan parçacığın tam olarak yerini bilemiyoruz.
Şöyle de diyebiliriz:Kuantum kuramına göre, uyarılmış durumdaki bir atom en düşük enerjili duruma ne zaman geçeceği tahmin edilemeyen bir anda dışarıya bir foton atarak geçer.
Dışarıya atılan foton o andan önce neredeydi?" sorusunun yanıtıysa "hiçbir yer"dir.
Foton geçiş anında yaratılır.

Yine önceden bilinemeyen bir anda radyoaktif bir çekirdek beta bozunumuna uğrar; yani birbaşka çekirdek, bir elektron ve bir nötrinoya bozunur.
"Bu andan önce elektron ve nötrino neredeydiler?" sorusunun yanıtı yine "hiçbir yer"dir.
İkisi de bozunum anında yaratılır.

Bir atom bir fotonu soğurur ve uyarılmış bir duruma geçer. "Soğurmadan sonra foton nerede?" sorusunun yanıtı yine "hiçbir yer".Foton artık yok.
Peki parçacıkların nasıl yaratılıp nasıl yok olduklarını açıklayan bir kuram var mı?
Evet, kuantum alan kuramı.. Kuantum alan kuramı fotonlar, elektronlar, pozitronlar, protonlar, nötronlar, mezonlar ve diğer her tür parçacığın yaratılışı, yok edilmesi ve saçınması ile ilgili olasılıkları hesaplamak için kullanılan bir tekniktir.
Yani bir elma nedir dediğimizde, aslında sadece elementer parçacıkların hareketin ibaret bir nesnedir.
Biz ona elma diyoruz..

Bütün bunlar şu an bizim evrenimizde olmaktadır.
Her yerde ve her şeyde, bir elma da ve hatta şu an beyninizin içinde bile..
Kabaca bakıldığından aslında her an bedenimizde kuantum mekaniksel olaylar işler.
Kumsalda güneşlenirken bronzlaşma, dış dünyadaki nesneleri görme kuantum mekaniksel olaydır.
Güneş ışınları ya da göze (retina tabakasına) gelen ışınlar kuantum temel parçacığı olan fotonlardır ve frekansının, Planck sabiti ile çarpımı kadar enerji aktarır.
Planck sabiti olan her denklem kuantum mekaniksel bir denklemdir.
Yine aynı mekanizma ile derimizde aktif vitamin D3 oluşur...
Ek olarak fotosentez de başlı başına kuantum mekanik bir enerji dönüşümüdür.
Bütün bunlar kuantum fotokimyasal tepkimelerdir.

Biraz daha detaya girmek yazıyı uzatmasının yanında açıklayıcı olur:


Bilgi işlemedeki temel birimler sinir hücreleri (nöron) olmayabileceği yönünde kanıtlar paralelinde devam edelim.
Temel işlem birimleri mikrotübüler tübülinler ya da dendrit üzerindeki dikensi çıkıntıların olabileceği yönünde kanıtlar vardır.
Diğer yandan, klasik bilgilere göre, kalsiyum ve potasyum gibi iyonlar kendilerine ait iyon kanallarından seçici olarak geçerler.
Ve her iyon bir iyon kanalından geçer. Ancak, kuantum fiziksel açıdan bakıldığında bir iyon sadece bir iyon kanalından geçerek etki etmez.
Bir iyon, bir iyon kanalından geçmesine karşı, diğer komşu iyon kanalları üzerinde de belli bir etkide bulunur.
Beynin en önemli özelliği, bütüncül beyin çalışması ve eşdurum halidir.
Bu eşdurum halini ve bütüncül beyin çalışmasını sadece sinir hücrelerinin oluşturduğu, basit iyon geçişleri ile birbirine bağlanan ağlarla açıklamak zor görünmektedir.

Kuantum fiziğinde her bir parçacık bağımsız değildir.
Uzaktan etki ile diğer parçacıklarla da etkileşim içindedir.
Bir parçacığın durumundaki bir değişiklik diğerinin durumunu da anında belirler.
Örneğin, n sayıda parçacıktan oluşan bir sistemdeki parçacıklardan birindeki bir değişim, 2n parçacığın durumunu anında etkiler.
Bu vuduu büyüsü gibidir. Arada bir bağ yoktur ve etkileşim uzaklıktan bağımsızdır.
Beyindeki sinir ileticileri ve iyonlar aynı zamanda bu etki altındadır.
Sonuçta, her bir iyon kısa mesafeli ve mesafeden bağımsız olarak birbiri ile karşılıklı ilişkidedir.

Bütün detayları bilmesek te olur, tümelden tikele gidebiliriz..
Beynimiz atomlardan, atomlar elementer parçacıklardan, parçacıklar saf enerjiden oluşur.
Her düşüncemizi, her hareketimizi, her duygumuzu... herşeyimizi bu saf enerjinin önceden kestirilemeyen değişimlerine bağlayabilirmiyiz?
Başka seçeneğimiz yok gibi..

Ancak şurada bir seçim yapabiliriz; bu enerji, yani biz, ya kontrol ediliyor ya da edilmiyor?
Aslında bu yapacağımız seçimide beynimiz ile yapacağız..
Korteximizin, amigdalamızın, limbik sistemimizin... olduğu beynimiz ile..
Neden bu bölümlerinin adlarını söyledim, çünkü bu beyin alanlarının inanç ve Tanrı kavramları ile yakından ilgili olduğu söyleniyor..Kısaca duygularımız diyelim..

Şunu da söylemek gerekli; şizofreni, epilepsi dediğimiz nörolojik hastalıklarda bu bölge ilgili..
Ancak buradan inanç alehine, inançsızlık lehine bir takım çıkarımlar yapabilmek pek mümkün değil..
Birbiri ile uyumsuz sonuçlar veren bir çok denemeler, deneyler mevcut..Bunlarda birisinin konumuzla alakası vardır..

Montreal Üniversitesi’nden nörobilimci Mario Beauregard, acaba beyinde bir Tanrı noktası var mıdır diye sorar..
Fonksiyonel manyetik rezonans imajlama kullanarak; denek rahibelerin Tanrıyı derinden düşündüklerinde aktif olan beyin bölgelerinin kesin yerini araştırmaktadır.
Mario Beauregard dan başka bir çok nörobilimci de bu soruyu sorup farklı inançlara sahip denekler üzerinde denemeler yapmışlar..
İşte bu denemelerden elde edilen veriler ışığında Beauregard, “İnsan beyninin temporal lobunda yegane yerleşmiş tek bir Tanrı noktası yoktur,’’ diye sonuca varmıştır.
Çünkü yapılan araştırmalarda her zaman aynı beyin bölgesi aktiviteleri gözlenememiştir..
Aslında işin daha enterasan tarafı var; düşünen beyin ile duygusal beyin iletişiminin DNA ile sıkı sıkıya bağlı olduğu düşünülüyor..
Bu noktada, başrahibe Diane nin Beauregard a verdiği cevap ilginçtir:
“Tanrı emirle çağrılmayı arzulamaz"
Belki de Tanrı dua ile çağırılmayı arzuluyor..
Gelir ya da gelmez demek, Schrödinger in kedisine ölü veya diri demek gibi bir şey..

Değiştirdiğim bir kitap alıntısı sonlandırmaya ve başlığa bağlamaya çalışayım:
Yaşamınızın kontrolü sizde değil!
Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz.
Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz.
Bu sayfayı kapatabilirsiniz.
O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz.
Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz.
Ne isterseniz yapabilirsiniz.
Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz.
Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun o kadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz.
Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar.
Bu nedenle, hayatınızı yaşamaya devam edin.
Ne isterseniz yapın.
Sadece 'isteklerinizin' tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın.
Ne yaparsanız yapın seçim siz değil seçimsizsiniz..
Hepimiz ya özgür köleleriz ya da tutsak efendileriz..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder